
Sevgi, Birlikte Varoluşun Farkındalığıdır: Karşılaşmalar ve Bağlantısallık Üzerine
Sevgililer Günü’nde karşılaşmalar, bağlantısallık ve birlikte olmak üzerine…
Orhan Veli’nin Yalnızlık şiirinde şu dizeler var:
“Bilmezler yalnız yaşamayanlar, Nasıl korku verir sessizlik insana; İnsan nasıl konuşur kendisiyle; Nasıl koşar aynalara, Bir cana hasret, Bilmezler.”
Bir cana hasret olmak… İşte sevgi de böyle doğuyor galiba. Birliktelik arıyor, karşılaşma özlüyor insan; yalnızlığında başkasını arıyor, ona uzanıyor, aynalara koşuyor. Belki de sevgi dediğimiz şey, işte bu hasretin karşılık bulduğu andır. Ve bazen bu bir karşılaşma ile can buluyor.
Bir Cana Hasret Olmak: Spinoza ve Karşılaşmaların Gücü
Spinoza’yı hatırlıyorum: “Biz, karşılaşmalarımızın toplamıyız” diyor. Her karşılaşma bizi dönüştürüyor, genişletiyor ya da daraltıyor. Yakın zamanda okuduğum bir bilimsel çalışma, insan zekasının bile etrafındaki insanlardan ciddi bir şekilde etkilendiğini dile getiriyordu. Yapay zekayla hemhal olurken bu araştırmayı şöyle özetledi bana: “Kısacası; genetik potansiyeliniz bir tohumsa, etrafınızdaki insanlar o tohumun ne kadar büyüyeceğini belirleyen toprak ve sudur.”
Düşünün bir: Bugün otobüste yanınıza oturan yabancı, markette gülümseyen kasiyer, yolda selam verdiğiniz komşu. Her biri sizi bir şekilde etkiliyor. Kimi karşılaşmalar sizi açıyor, kimi içinize kapanmanıza neden oluyor. Ama hiçbiri boşa değil. Hepsi bizi şekillendiriyor, “biz” yapıyor.
Sait Faik’in kahvelerini, vapurlarını, sokaklarını görür gibi oluyorum. O “sıradan” insanlar -hepimiz aslında böyle değil miyiz?- birbirimizin hayatına dokunuyoruz, çoğu zaman farkında bile olmadan. Vapur iskeleden ayrılırken bakmadığımız yüzler, yan masada kahvesini yudumlayanlar, sabah trafiğinde aynı ışıklarda bekleştiğimiz insanlar… Hepsi bizim hikayemizin bir parçası. Biz de onların.

Bağlantısallık ve Yaşamdaşlık: Ayrı Adalar Değiliz
Birlik bilinci… Birçok kadim kültür asırlardır söylüyor bunu. Profesör Türker Kılıç bunu bilimsel bir çerçeveden açıklayıp yeniden isimlendiriyor: Bağlantısallık ve Yaşamdaşlık. (Bayılıyorum bu isimlendirmelere, kavramlara!)
Peki ne diyor bu kavramlar? Biz zaten birbirimizle bağlantılıyız. Ayrı adalar değiliz. Birbirimizden bağımsız var olamayız. Her nefesimiz, her düşüncemiz, her hissimiz bir şekilde başkalarıyla, dünyayla, varoluşla ilintili.
Sosyal Yazılım ve Beşinci Kuvvet: Bizi Şekillendiren Görünmez Bağlar
Bunu anlatırken Gestalt terapi hocamız Hanna Nita Scherler’in kullandığı bir terim geliyor aklıma: “Sosyal yazılım”. Özellikle gelişme döneminde çevremizde maruz kaldığımız tüm bilgiler, değerler, bakış açıları (özellikle 0-7 yaş arası) hayatı tanımlarken bizim doğrumuz oluyor.
Benim bir diğer mentorum, Dr. Charlie Pellerin ise bunu Social Context / Sosyal Bağlam olarak tanımlıyor. Onunla NASA’da JPL (Jet Propulsion Laboratory) bünyesinde verdiğimiz 4D Systems eğitiminin ilk gününde Charlie bunu; Güçlü Nükleer Kuvvet, Elektromanyetik Kuvvet, Zayıf Nükleer Kuvvet ve Kütleçekim Kuvveti’nden sonra doğadaki beşinci kuvvet olarak tanımlıyor.
(Girdiğim her ortamda, takip ettiğim her disiplin ve her uzmanı günün sonunda aynı şeyleri farklı şekilde söylerken buluyorum; bu karşılaşmalar bana doğru yolda olduğumu hatırlatıyor.)

Sevgi: Var Olan Bağlantısallığın Farkına Varış
Günün, haftanın anlam ve önemine dönüp biraz da sevgiden bahsetmek isterim. Merak etmeyin anlattıklarım, anlatacaklarım bizler gibi hepsi bir bütünün parçası.
Sevgi dediğimiz şey, belki de kopuk iki benliğin birleşmesi değil. Belki de zaten var olan o bağlantısallığın farkına varışımızdır. Birlikte varoluşun -yaşamdaşlığın- farkına varıp o dansa katılmaktır.
(Lütfen yukarıdaki cümleyi tekrar okuyun, biliyorum yeni ve farklı bir şey söylüyorum ama sizlerin de benzer bir düşüncede benim yaşadığım farkındalık hazzını yaşayacağınızı düşünüyorum.)
Romantik filmlerde anlatılan “yarım elma” hikayesi değil yani asıl mesele. Sen zaten bütünsün. O da bir bütün. Sevgi, bu iki bütünün birbirlerini tanıdıkları, gördükleri, karşılaştıkları alanda yaşıyor.
İlişkide "Biz" Olmak: Hidrojen, Oksijen ve Su Misali
İşte Gestalt terapinin o sorusu tam bu noktada açılıyor: “Şu anda ne yaşıyoruz?”
Geçmişte ne oldu, gelecekte ne olacak değil. Tam şimdi, bu anda, aramızda ne oluyor? Ve bu olan beni nasıl etkiliyor? Bu sorular bizi hep “şimdi”ye, “burada”ya, “biz”e getiriyor.
Şöyle düşünün: İlişki üçüncü bir varlık gibi. Sen varsın, ben varım, bir de aramızdaki ilişki var. Sen ile ben arasındaki o canlı, nefes alan alan. Temas sınırı dediğimiz yer. İşte ilişkinin kendisi orada yaşıyor. Senin özelliklerin artı benim özelliklerim değil; bambaşka bir şey. Tıpkı hidrojen ve oksijenin birleşip su olması gibi. Su ne hidrojene benzer ne oksijene. Başka bir şey.
Belki de en derin sevgi hali bu: Diğeriyle tam şu anda, olduğu gibi karşılaşabilmek. Düzeltmeden, değiştirmeden, iyileştirmeye çalışmadan.

Sevgi, Birlikte Varoluşun Farkındalığıdır
Mevlâna’yı anımsıyorum: “Görevin aşkı/sevgiyi aramak değil, onun önüne koyduğun engelleri bulmaktır” diyor. Birini, bir şeyi ya da en temelde kendini sevme konusunda da aynı şeyi düşünüyorum.
O duvarları biz örüyoruz. “Yeterince iyi değilim”, “beni kimse sevemez”, “zaten hep böyle oluyor”, “güvenemem”… Her biri bir tuğla. O bariyerleri kaldırdığımızda, elimizde sevgi kalıyor zaten. Çünkü sevgi aramaya çıktığımız bir şey değil; “Biz” olarak varoluşun ta kendisi.
Bunu şimdi buraya yazınca 2009’da Nita hocamın bana söylediği bir söz geldi aklıma: “Ben olmadan Biz olunmaz Fahri.” Bunun açıklamasını size bırakıyorum, sanırım yukarıda biraz ipucu verdim.
Sevgi; “Biz” olarak varoluşun ta kendisi ve onun farkındalığıdır.
- Bir Orhan Veli şiiri gibi sade.
- Bir Sait Faik öyküsü gibi içten, sıcak.
- Bir karşılaşma gibi dönüştürücü.
Bugün ve Her Gün:
- Karşılaşmalarınız sizi genişletsin.
- Bağlantılarınız sizi beslesin.
- Yaşamdaşlığınız size güç versin.
Sevgilerimle

Dr. Fahri Akdemir

2 Yaş Sendromu: Belirtileri, Süresi ve Ebeveynler İçin Etkili Başa Çıkma Stratejileri
İki yaş sendromu – çoğu ebeveynin korkulu rüyası! Dün melek gibi olan çocuğunuz, bugün neden süpermarkette yere yatıp çığlık atıyor? Ya da her

Farkındalık Nedir? Otomatik Pilottan Bilinçli Seçime Giden Yol
Farkındalık sadece bir kavram mı, yoksa gerçekten bir şeyleri değiştiren bir güç mü? Son yıllarda her yerde duyuyoruz bu kelimeyi—ama farkında olmak gerçekte

Çocuklarda Mahremiyet Eğitimi
Mahremiyet eğitimi, çocukların sınırlarını tanımalarını, güvenli ve güvensiz durumları ayırt etmelerini ve kendilerini koruma becerilerini geliştirmelerini sağlayan kritik bir süreçtir. Bu yazıda, mahremiyet
E-posta listemize kayıt olmak ister misiniz?
Yeni yazılarımız ve grup çalışmalarımızdan haberdar olun!
Kayıt olduğunuzda çok sık olmasa da size yeni yazı ve atölye çalışmalarımızı göndermekten mutluluk duyacağız.